23.9.08

TARİHİ NOTLAR

Venedik, barbar işgalcilerden kaçacak bir sığınak bulmak amacı ile anakaradan Laguna'ya geçmeye zorlanan yerli halk tarafından M.S. 811 yılında kurulmuştur.


823 yılında kemikleri İskenderiye'den Venedik'e getirilen San Marco (St. Mark the Evangelist), kanatlı aslan olarak tasvir edilerek şehrin koruyucu Azizi ünvanını almıştır. Cumhuriyet bir Doge'nin hükümdarlığı altında gelişme göstermiştir.



9. Yüzyıldan 13. yüzyıla kadar Venedik, hızlı bir şekilde zenginleşerek büyür. Venedikliler için Haçlı Seferleri dini olduğu kadar aynı zamanda ticari bir teşebbüs/yatırımdı. Istria ve Dalmaçya 10. yüzyılın sonlarında ele geçirilmişti. Dandolo'nun liderliğindeki Haçlılar 1204 yılında Constantinople (İstanbul)'u işgal etmişierdi. Bir yandan Doğuda kurulan pazarlarda baharat, kumaş ve değerli taş ticareti hızlı bir şekilde gelişirken diğer yandan yağmalanan eşyalar Venedik'e akmıştı. Marco Polo, Kubla Han'ın yönetimindeki bir kasabanın idarecisi olur ve geriye inanılmaz zenginliklerle döner.

15. Yüzyılda Venedik'in gücü doruk noktasındadır: 1416'da Türkler, gallipoli'de yenilgiye uğratılır ve Levant'da Mora, Kıbrıs ve Girit adaları Venediklilerin eline geçer. İtalya'da ise 1414 ve 1428 yılları arasında Verona, Vicenza, Padova, Udine, ve sonra da Brescia ve Bergamo Venedik topraklarına katılır. Adriyatik Denizi, Korfu adasından Po Irmağına kadar Venedik denizi olur. Venediklilerin Altın Çağı boyunca güç, 300 adet ailenin liderliğindeki üyelerden oluşan Büyük Konseyin elindedir. Yasama, yürütme ve yargı yetkilerini elinde bulunduran Onlar Meclisine on adet üye seçilerek iş başına gelir.

Venedik'in gerileme dönemi, sanatsal gelişme dönemi ile çakışır. İstanbul'un Türkler tarafından ele geçirilmesiyle gerileme dönemi başlar. Amerika'nın keşfi ticaret yolunun değişmesine sebep olur. Venedik, 1500'de Kıbrısı ele geçiren Türklerle bitmek bilmeyen bir savaş mücadelesine girmek zorunda kalır ve 1571'de yapılan Lepanto deniz savaşı, savaş sırasında önemli bir rol üstlenen Venedikliler sayesinde zaferle neticelenir. Fakat, 17. yüzyılda, Türklerin Giriti yirmi beş yıl kuşatmanın ardından ele geçirmesi çöküşün kanıtı olur.

Huzur Dolu Cumhuriyet - La Serenissima - 1797 yılında son bulur. İşgalciler tekrar geldiğinde ve Avusturya'ya karşı üstünlük gösteren Napolyon, bir zamanların güçlü deniz cumhuriyetini ele geçirdiğinde, Onlar Meclisi anayasayı yok etmişlerdir. 1866 yılında şehir tekrar, yeni kurulmuş olan İtalya Krallığı'nının eline geçer.

18.9.08

VENEDİK

Suların arasında sokaklar, küçücük köprüler, daracık sokaklar, zamanına göre bence oldukça yüksek binalar, öyle ki dibine güneş gelmiyor...Şehrin içinde kıvrılan, gondolların gezinti yaptığı kanalın derinliği 1.5 metre ancak, doğal olarak merak edilen şu: O kocaman binalar bu kadar suyun içinde nasıl dimdik yüzyıllara meydan okumuşlar? Tüm binaların altında özel bir ağaçtan yapılmış kazıklar varmış. Dibi çamur malum. Yani evlerin temeli kazıklardan oluşuyor. Santa Maria Della Salute isimli beyaz bir inci gibi parlayan karşı adadaki kilisenin altında 1 milyon kazık varmış. UNESCO tarafından da korumaya alınmış. Bunca yüzyıl o kocaman binaların yüküne nasıl dayanmışlar hala hayret edilesi bir gerçek.

Yüzlerce parça adacıktan oluşan Venedik birbirine küçük köprüler ile kenetlenmiş. Şöyle kuşbakışı canlandırsanız gözünüzde, sanki birbirine bağlanmış yamalar gibi görünebilir aslında. Bunun dşında ulaşım için eskiden gondollar kullanılırmış. Gondollar standart taşımacılık aracıymış vaktiyle.

Şimdi ise 20 dakikasına 100 € ödeyerek bir tur attığınız araç


olmuş. Bu meslek babadan oğula geçermiş ve göründüğü kadar da kolay değilmiş. Bu arada


ucuza gondol gezintisi yapmak istiyorsanz 6 kişi bir araya getirip kişibaşı fiyatını 15-20 €'ya düşürebilirsiniz. Buna alternatifiniz de Grande Canal (Büyük Kanal) üzerinde 82 numaralı vaporetto ile yaklaşık bir saat süren bir "grande "tur olabilir. Bu arada vaporettoya binecekseniz o sıcak havada açıkta oturmak serinletici etki yapabilir ama bünyeniz biraz nazlı ise akşam da otelde ateşiniz çıkabilir. Denenmiştir, fena çarpıyor!


Venedik'te gezerken belki dikkatinizi çeker, Büyük Kanal 'da genelde karaya yakın yerlerde suyun üzerinden görünen kazıklar dikilidir. Bunlar, gemiler sığ yerlere/ karaya oturmasın diye kılavuz olarak çakılmış direklermiş.

Venedik'in daha çok maskeleri ile ünlü bir karnavalı var. Bu aslında dini bir kutlama imiş. Şubat ayından Paskalya'ya kadar oruç tutuyorlar. Bu karnavalda tarihi kıyafetlerini giyiyorlar, dükler, düşesler gibi oluyorlar. Kutlama her yerde yapılıyor ama, sadece Venedik'te maske takılıyormuş. Sokak tiyatrocuları utandıklarından maske ile dolaşırlarmış. Ancak ne zaman bu maskelerin arkasına saklanarak çılgın eğlenceler, sapkınlıklar yapılıyor ve cinayetler işleniyor, arkasından hemen karnaval yasaklanıyor.
Bu tip bir tarihi çekim merkezi olmasının dışında 2 yılda bir çağdaş sanatçıların bir araya geldiği bir bienal ile bir de film festivali ünlü.
İtalya'da her şehrin bir bayrağı var. Venedik'in de kırmızı üzerine sarı işlemeli bir bayrak. Simgesi de azizleri San Marco'nun simgesi olan kanatlı aslan. İtalya'da gezdiğimiz hemen her yerde, özellikle Venedik'teki tarihi mekanlarda San Marco aslanını görüyorsunuz.

San Marco


Dükler Sarayı

Venedik'te otelimiz Lido Je Solo 'da (Jesolo Plajı) 4 yıldızlı Niagara Hotel. Bizim memleketin 2 yıldızlı otellerinin personeli ve işletmeciliğine eşdeğer. Resepsiyonda yaşlı bir cadı var; müşteriye bağıracak özgürlükte. Burada neyse ki 2 gece kaldık. Burada ilginç bir durum oldu. 1. gün kahvaltıda bal ve bol bol domuz jambon vardı.Ben yemem ancak bizim grupta bayağı bir müşterisi vardı. İkinci gün ne bal vardı ne jambon. Ancak otelden ayrılırken bir odanın anahtarı bırakmadığını farkettiler resepsiyondan. Vatandaş kahvaltı masasında bırakmış anahtarı. Gitmiş bir bakmış ki kahvaltı salonunu biz boşaltır boşaltmaz ( ki yola çıkacağımızdan erken ayrılmıştık) tüm eksikleri fazlası ile tamamlamışlar. Üstelik ilk gün çay mı kahve mi diye sormuşlardı, ikinci gün tak diye çayı koydular masaya...imamın abdest suyu kıvamında..
Burası tarihi Venedik'e yarım saat otobüs+ 40 dakika vaporetto mesafesinde. Eski Venedik'in merkezinde otellerin çok pahalı olduğu söyleniyor.Buradaki tüm binalarda hala ikmet ediliyor, yaşam hala sürüyor. Yaşayanlar da evlerin aile içinde bir sonraki kuşağa geçmesi ile malik olanlar. Yoksa bu evlere, binalara para yetmez; metrekaresi 1 milyon Euro'ymuş.DOlayısı ile eskiden kont, dük ve soylu olarak yaşayanların torunları oturuyor burada. Aslında çok da bunaltıcı bir atmosferi var. Üstelik yazın da kanalın kokusu çok ağır oluyormuş. Dolayısı ile merkezde kalmamak bir kayıp değil gibi geldi bana. Je Solo, bizim Marmaris'in İçmeler'ine benziyor. Otelimiz denize sıfır ama hava bizim vücut ısımıza göre serin.Otelin bulunduğu bölge genel olarak temiz ve düzenli.
Venedik'te yemek ne çok özel ne de ucuz. Ana yemekler 7€'dan başlıyor. Pizza bir kişi için biraz büyükçe gelebiliyor. Ama salata alacaksanız menüdeki ya da vitrindeki resimlere aldanmayın. 7,50 € ödeyeceğiniz marul, domates ve mozarella için gelen mamül 7 parça mozarella peyniri, 7-8 dilim domates ve 3 küçük marul yaprağı oluyor. O yüzden verdiğiniz siparişin ne büyüklükte geleceğini sormanızda fayda olabilir. Ülkemizde şu çok sevilen tiramisu isimli tatlı Venedik'e özgü bir tatlıymış (ben bilmiyordum). Rehberimiz burada berbat yapıldığını söylediği için biz burada yemedik. Ancak tiramisu İtalya'da hiç de alıştığımız şekilde servis edilmiyor, o kadar ki rengine ve servis şekline bakarak bize yanlış bir tatlının getirildiğini düşündük. Ayaklı bir muhallebi kasesinde kremaya benzer bir şekilde geldi. Tadında bırakın orijinalliği , bir lezzet de bulamadık. Neredeeee bizim tiramisu nerede bu....
Venedik'in genel olarak tek dezavantajı halkından çok turist konaklatıyor olması ve turiste doygunluktan artık yüzlerine bile bakmıyor olmaları. Nitekim, turizm reklamı da yapmadıkları dikkatlerinizden kaçmamıştır.Turizm ile birlikte sanayi ve tarım geliri de yüksekmiş. Gerçekten her yer yemyeşil, ekili. Çok verimli bir toprağı var. Mussolini burada toprakların büyük bir kısmını bataklıkları kurutarak verimli tarlalar haline getirmiş. Hala bu olaydan Mussolini'nin yaptığı en iyi şey diye anlatılırmış.
Venedik'te Mayıs ayı Türkiye'ye göre daha sıcak olur diye bekliyorduk, ancak montlar ve deri ceketler ile ancak durabildik.
Venedik'in görmediğimiz ama etrafından dolaşıp gittiğimiz ana kara tarafı Mesre Venedik'in modern merkezi. Eski Venedik'e 4 kmlik bir köprü ile bağlanıyor. Eski merkezde 70 bin nüfus var, Mesre'de 200 bin kişi yaşıyor.
Korna gürültüsü yok. Korna çalınmıyor.